Yan yana bile senden ayrıyım...Aşk bu değil sanırım...

Efendim'e...

8/3/2009 · Kategori: Din




Dediler bana -Bu dünya O var diye yaratıldı-
Geldim dünyaya, açtım gözlerimi, aradı bu gözler seni
Ama sen yoktun...
Haber göndermişsin
-Kardeşlerime selam olsun- demişsin...
Seni göremeyen kardeşlerine selam
Senden gelen selama can kurban Ya Resûlallah.
Sen ki eşsiz tebessümüyle kalpleri anahtarsız açan,
Sen ki dört mevsim açan gül,
Sen ki bir yavrucağın kuşu ölmüş diye taziyeye giden ince gönül,
Sen ki harbe en önde giden korkusuz cengaver.
Çocukların bile fikrini soran büyük düşünür,
İsmi Allah la yazılacak kadar şereflisin.
Bir hayvan ölüsünden herkes uzaklaşırken
Onun güzel dişlerini görecek göz vardı sende...
Selam vermeyi çok sevmene rağmen
Tembellik yapana bunu layık görmeyecek kadar çalışkandın sen.
Çocuklarla oyun oynayan alçak gönüllü sevgi güneşi,
İki kurbanlığın oğlu olarak asildin sen.
Can düşmanlarının malını emanet ettiği,
Sözüne güvendiği emindin sen
Hz. Yusuf tan güzel, tüm insanlar içinde özeldin sen
İnci dişlerinin arasından çıkanlarla kimsenin incinmediği yürektin sen.
Sen yürüyünce dağlar erirdi, mahlûkat selam verirdi sana,
İftira atanlar üzünce seni melekler öperdi yanaklarından
Münkirler ağlatınca Amine yoktu ki kucaklasın seni?
Abdullah görmedi nasıl cezalandırsın kafirleri?
Ama Rabbin vardı, alemleri senin için yaratan Rabbin...
Miraca çıkardı seni, sevgiliyi görmek herşeye değerdi.
Bahiranın bahçesindeki kuruyu yeşerten sevgili !
Gel ya nebi..
Gönlümün bozkırları seni bekler.
Seni sevmek her ruhun yiyeceği, içeceği,
İlahi aşkın gıdası seni sevmekten geçer.
Benim sevgim nedir ki?
Ayçiçeğinin güneşe olan sevgisi...
Önemli olan güneşin, ayçiçeğine ışık göndermesi.
Sana öylesine muhtacım ki...
Ölesiye muhtaç...

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Yıldızları da al yanına..Güllerin efendisi( S.A.V)

4/2/2009 · Kategori: Din


Yıldızları da al yanına,
Güllerin efendisi,
Bir haber sal şu aşığına,
Ümmetin sevgilisi!

***

Ayağında toz olurum,
Yürüdüğün yol olurum,
Sen iste ey sevgili !
Ömür boyu kölen olurum!

***

Sevdalıları al yanına,
Güllerin efendisi,
Bir ümit yak şu aşığına,
Ümmetin sevgilisi!

***

Ayağında toz olurum,
Yürüdüğün yol olurum,
Sen iste ey sevgili !
Ömür boyu kölen olurum!

***

Yıldızları da al yanına,
Güllerin efendisi,
Bir haber sal şu aşığına,
Ümmetin sevgilisi!



NOT: Taha' nın yorumundan dinlemeniz şiddetle tavsiye edilir..(TAHA-Yıldızları da al yanına)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

VAV İLE ELİF...

2/9/2008 · Kategori: Din


İnsan VAV şeklinde doğar,
Bir ara doğrulunca kendini ELİF sanır

İnsan iki büklüm yaşar, oysa en doğru olduğu gün ölmüştür.

Kulluğun manası VAV’dadır, ELİF uluhiyetin ve ehadiyetin simgesidir.

O yüzden Lafz-ı ilahi ELİF’le başlar. ELİF kainatın anahtarıdır, VAV kainattır.

Rabbi VAV gibi mütevazi olsun ister kulları.

Musa dal olmuştur ama Firavunun gözü ELİF’te kalmıştır.

İbrahim ateşte VAV’dır, Nemrut bizzat ateşe odun.

Yunus, VAV olup balığın karnında anca kurtarmıştır kendini.

İnsan iki büklüm olunca rahat eder ana karnında.

Boylu boyunca uzansa da kim rahattır mezarında?

VAV’ın ELİF’le münasebeti ne kadar iyiyse, kainatın dengesi de o kadar düzgündür.

Kim kimi hatırlarsa evvel o ona koşar.

Kainatta tüm cisimler boşlukta dönerken insan belki o yüzden boşlukta kalmamış, Rabbi onu imanla doldurmuştur.
Evvelde ELİF’tir, bir ilahi nefesle ahirde VAV olur kainat.

Manayı bilmeyenler VAV diyemez VAV derler..
Buna anlamca vaveyla denir.
Yani VAV olamadıkları için feryad edenlerin halidir.

ELİF bir ağaç ve insan onun dalıdır.
Azrail budadıkça nefesleri daha gür çıkar sesleri.

Her biri Dal olur ve o ağaçtan beslenir. VAV olur o ağacın gölgesine sığınır.
Ve ALLAH insana seslenir, Peygamber eliyle ulaşan mesajı hem dal hem VAV ol der insana.

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler; kötülüğe engel olurlar. Namaz kılarlar, zekat verirler. ALLAH’a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlara ALLAH rahmet edecektir. ALLAH şüphesiz güçlüdür, hakimdir.”

Başkasının önünde eğilmek ne zordur. Birilerinin emri altına girmek ne ağırdır. Krallara boyun eğmemiş insan görmediği bir varlığa mı itaat edecektir?İnsan kendinin bile farkında değildir iki lam birbirine sarılıp kainatı ayakta tutan sütunlar gibi durmuştur elifin ardında, kainatın gezegenleri yuvarlanıp son harf misali peşinden giderken, insan yolculukta geri kalmanın acısını ne zaman anlayacaktır. Zordadır sığınacak yeri yoktur. Evrene ve seslere kulak verenler duyar yeniden o kutlu çağrıyı;

“Sabır ve namazla ALLAH’tan yardım isteyin. Rablerine kavuşacak ve O’na döneceklerini umanlar ve ALLAH’a gerçek bir saygı gösterenlerden başkasına namaz elbette ağır gelir”

Sonra çağırır insanı, belki cennet kokusunu duyurmak içindir bu davet, belki kendi yanına çağırıyordur.

İşte o ayet: “Secde et, yaklaş!”

Eğil ve ben senin başını göklere erdireyim, yıldızları ayağına sereyim, sana gezmekle bitiremeyeceğin cennetler, sayamayacağın nimetler vereyim demektir bu.

Secde et, VAV ol, vay dememek için la şey olan insan her şey demek olan Rabbinin önünde…!
 
 
 
 


SELAM VE DUA İLE..HAYIRLI RAMAZANLAR....

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

ANNEM'E DUA...

3/4/2008 · Kategori: Din

ANNEM'E DUA.

Yüce Rabbim, Artık genç değilim ve arkadaşlarımın anneleri tek tek ölmeye başladı. Arkadaşlarım annelerinin değerini anladıklarında, bunu onlara söyleyemeyecek kadar geç kaldıklarını dile getiriyorlar.

Benim hala hayatta olan kusursuz bir annem var. Onun değerini her geçen gün daha iyi anlıyorum. Annem değil, ben değişiyorum. Yaşım ilerledikçe, onun ne kadar olağanüstü bir insan olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu sözleri annemin kendisine söyleyemiyorum ne yazık, oysa duygularımı kaleme almak ne kolay.

Bir evlat kendisine yaşam veren annesine nasıl teşekkür edebilir? Bir çocuk büyütürken gösterdiği sevgiye, sabra ve onca çabaya? Bebekken arkasından koştuğu, asabi bir ergeni anladığı, her şeyi bildiğine inanan üniversite öğrencisini hoş gördüğü için şükranlarını nasıl dile getirebilir? Kızının annesinin ne kadar akıllı bir insan olduğunu anladığı günü sabırla beklediği için nasıl minnet duyabilir? Anne olmuş bir evlat hala kendisine annelik yapan bir insana nasıl teşekkür edebilir? Her zaman öğüt vermeye hazır olduğu halde, istendiğinde, ya da gerektiğinde sessiz kalmayı başardığı için..

Binlerce kez söyleyebileceği durumlarla karşılaşmasına karşın, "Ben sana dememiş miydim?" demediği için.. Kendisi olduğu için.. Sevgi dolu, düşünceli, sabırlı ve bağışlamayı bilen kendisi olduğu için, nasıl teşekkür edebilir? Allahım, Senden onu hakkettiğince kutsamanı istemekten başka bir şey gelmiyor elimden.. ...ve onun bana örnek olmasında, bana yardımcı olmana şükretmekten başka.

Kendi çocuklarımın gözünde, annemin benim gözümde olduğu kadar iyi bir anne olabilmek için sana dua ediyorum Allahım...
 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

MENKIBE...

25/2/2008 · Kategori: Din

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

garip din,garip müslüman...

22/1/2008 · Kategori: Din

"İslâm, garip başladı. Ve (günün birinde) tekrar başladığı gibi garip kalacaktır. Ne mutlu o gariplere!" (Müslim)

Müslüman, hangi asırda olursa olsun, içinde yaşadığı toplum tarafından garip karşılanır. Bu, mukadderattır. Hz. Adem (as)'dan son peygamber Hz. Resul-i Ekrem (sas)'e gelinceye kadar, peygamberler ve getirdikleri ile ilgili bir referandum yapılmış olsa idi, azınlık hep inananlar, çoğunluk ise ehl-i küfür olurdu. Allah dostlarının ümmetlerine bakılınca bu durum daha net ortaya çıkar. Küfür, her dönemde sayısal olarak üstünlük göstermiş; inananlar fakir, köle ve azınlık olarak teşekkül etmiştir.

Sayısal olarak çoğunluğu ellerinde bulunduranlar, her fırsatta inananları ezmek, ortadan kaldırmak ve tek olarak hakimiyetlerini daim kılmak için binlerce metot uygulamış lakin hiç bir şekilde muvaffak olamamıştır. Olabilmeleri de mümkün değildir. Cenab-ı Hakk'ın vaadi açıktır.

Bahusus bu durum karşısında müslümanlara düşen vazifeler vardır: Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak; bir an için bile olsa Allah Rasulü'nün yolundan ayrılmamak; birlik olmak; küfre karşı bir hareket etmek vs. Bunlar yapılmadığı zaman, şu mevcut durumda olduğu gibi problemlerle karşılaşılması kaçınılmaz olmaktadır. Muhakkak ki Allah her şeyin en iyisini bilmektedir.

Allah Resulü'nün zamanında olduğu gibi, batılın (boş, beyhude, yalan, çürük) hakim unsur olduğu, sapık fikir ve düşünce, uydurma sistem ve nazariyelerin tahakkümüne maruz kaldığı, cahiliyyenin güçlenip hakimiyet kurduğu dönemlerde İslâm, nasıl ki garip karşılanmış, günümüzde de durum hemen hemen aynıdır.

Sözlüklerin "Garip" maddelerini, 1. Yabancı, yurdundan ayrılmış, yolcu, gurbete çıkmış 2. Alışılmamış, tuhaf acayip 3. Kimsesiz, zavallı vb. izahlar doldururken, Allah Resulü bu "garipler" için şu açıklamayı yapıyor: "Halkı kötülüklere mağlup olmuş ve isyankârları itaat edenlerden daha çok bir toplum arasında kalan Salih kişiler olarak tanımlamaktadır. (Müsned)

Bizden öncekilerin başlarına gelenler, elbet bizim de başımıza gelecek. Garipliğimiz gibi. Acı sözler, darbeler, yakınların dahi düşmanlığı, medya baskısı, rejim tasallutu, aslı olmayan haberlerle iftiralar, çamur atmalar, batıla iştirakten uzak olunca alaya almalar, dudak bükmeler. İnandıkları gibi yaşamak isteyenleri, kendi inandıkları yaşam çizgisine çekmek istemeleri bunun bariz örnekleridir.

Mevcut zulüm, sadece belli veya bizim dışımızdaki insanlara "has" kılındığı vakit, üzerimize alınmayarak, görmezden gelerek, umursamayarak vaziyeti idare ettiğimiz sürece "Garip" değil belki zalimlerden daha zalim hale geldiğimiz unutulmamalı.

Müslüman, hangi asırda olursa olsun, içinde yaşadığı toplum tarafından garip karşılanmaya başlanınca, İslâm'ı yaşamaya başlamış demektir.

Öyleyse Garip olmak, Garip karşılanmak için ne durusun Müslüman?

(alıntıdır,saygılar...)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

HİCRİ YILBAŞIMIZ MÜBAREK OLSUN...AŞÛRE GÜNÜMÜZ YAKLAŞTI:))

10/1/2008 · Kategori: Din

Hicri yılbaşı gecesi
Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.

Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyet’ten önce Araplar, Muharremde harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya korlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.

(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allah’ın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allah’ın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kıymet verilen dört aydan biri
Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur'an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.) [Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]

(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!