26/3/2008 · Kategori: vatan

Ne yiğitler geldi yurdumun her bir tarafından
Vatan uğruna kaç Mehmedim vazgeçti vatanından
Çanakkale, öyle hazin hazin akma Ege' ye
Adın Conkbayırına yazılacak Mehmedimin şehit kanından
" Çanakkale Geçilmez "
Kaç anne evladını son kez öpüp kokladı
Kaç taze gelin kınası kurumadan eşini yolladı
Çanakkale öyle boynu bükük durma
Kaç Mehmedim canını bu toprağa adadı
Şahadet kelimeleriyle doldu tim siperler
Bayrağı uğruna şahadete koştular birer birer
Her biri kahramandı, rütbeleri ise şanlı bir er !
Bayrağım dalgansın Mehmedime bu sevinç yeter
Havada kurşun sesleri, barut kokusu
Sanki her adım kör mevzi ve kanlı pusu,
Peygamber çağırırken Cennete
Mehmedim' de kalır mı ölüm korkusu
Mehmedimin dilinde dua elinde kırma bir tüfek
Düşman dökülmeden bitmeyecek Şanlı cenk!
Şahadetinde göğsüne takılacak yaldızlı çelenk
Ağlama Mehmedim
Kanınla sulanan bu toprakta
Elbet bir gün çiçekler açacak renk renk
Ne büyük kahramanlık ne bu Yüce Şahadet
Güneşle kaç kez zafere uyandı bu Millet
Hangi millete görülmüş ölümüne cesaret
Ağlama Çanakkale ağlama
Mehmedim bak görüyor musun ?
En gökte benim bayrağım dalgalan
Çanakkale Geçilmez diye tarihi kanınla yazan
İki yüz elli bin Mehmedimdir Cennette yatan
Ağlama anam, bayrağım en nazlı göklerde
Sil gözyaşını bacım, Mehmedin gülümsüyor sana Cennette
Böyle Mehmet' ler yaşadıkça canım memleketimde
Çanakkale' ler Geçilmez ve Bayrak Gökten İnmez
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
7/2/2008 · Kategori: vatan

Yine seni özledim...Yine aklım karıştı baba..Özlem aklı karıştırır mı? Bunu öğretmemiştin bana. .
Bugün benim doğum günüm..Şimdi sekiz yaşımdayım,büyüdüm erkek oldum ama hala anlamıyorum sen neden yoksun baba?
Önlük bana çok yakıştı..
Senin hep görmek istediğin gibi pırıl pırıl bir öğrenci oldum ama sen göremedin üzgünüm çok üzgünüm baba...
Karlı bir kış günüydü.seni bir tabutun içine koymuşlardı.Yine çok yakışıklıydın. Derin bir uykuya dalmıştın.Çağırdım defalarca seslendim sana,cevap vermedin küstüm sonra.Hani söz vermiştin. Kartopu oynayacaktık ilk kar yağdığında. Hava çok soğuktu ama babannem ağlarken ''oooyyy ciğerim yanıyor'' diyordu...
İnsanın ciğeri nasıl yanar baba?
Çok büyük bir kalabalık vardı.Herkes ama herkes ağlıyordu.Hep bir ağızdan ''ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ'' diyorlardı..
Sen şehitsen ölmüş olamazsın.
Ölmediysen nerdesin baba?
Kocaman bir Türk bayrağına sarmışlardı tabutunu.Sen onu hep göklerde görmek isterdin.''Kutsal sevdam bayrağım'' derdin ya hani..
Nedense biraz da kıskandım o zaman seni. .Affet baba..
Peki neden anlamıyorum hala.
Şimdi sen öldün mü? O zaman vatan bölündü mü?
Çok karıştı aklım baba.Vatanı kim bölmek ister ki??Bu büyük günah değil mi?
Dedem anlatırdı ya hep ''benim dedem Çanakkale’de şehit oldu vatanı kurtarmak için'' derdi ya...O zaman büyük büyük dedem yok yere mi öldü?
Neden tekrar vatanı bölmek istiyorlar baba?
Hani okula gidince her şeyi öğrenecektim...
Bunları neden öğretmiyorlar baba? Bildiğim tek şey var;
O da sen yoksun yanımda...
Annem çok özlüyor seni biliyorum... Babanla gurur duyuyorum diyor. İnsan gurur duyunca ağlar mı? Özleme alışır mı baba?
Peki gurur senin yerine kardeşimi koklar mı? Beni maça götürür mü acaba?
Biliyor musun baba,benim ciğerim yanmıyor elledim sıcak değildi fazla..
Hem duman da çıkmıyor...Ama içimde bir yer var...
Seni her düşündüğümde orası çok acıyor,sızlıyor,sanki kopacakmış gibi oluyor..
Sanki birileri devamlı kalbimi sıkıyor..Galiba sen yokken hep hasta oluyorum baba..
Bu acı nasıl diner? Ellerin ellerimi nerde bekler? Koşabilmek için seninle yollar bizi nasıl özler? Vatanı hangi canavar böler? Onlara senden başka kim dur der?
Gel de anlat bana...Anlat, öğret ki bende şehit olayım baba..
Menşure Şahin
13 / 06 / 2007
aLıntıdır ...!! SAYGILAR...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
23/1/2008 · Kategori: vatan

Umudu Hiç Ağlatmadık
Gülom...!
Biz yüz elli beş can ciğer arkadaştık
Tam yüz elli beş can
Yüz elli beş yürek
Topladık memleketimizdeki
Umut kırıntılarını
Yüreğimizdeki sevgiyi
Gözlerimizdeki merhameti
Aldık birer birer yanımıza
Soğuk, kar, buz demedik
Geriye taze aşklarımızı
Kundakta bebelerimizi bırakıp
Umut olduk Diyarbakır'a
Kardeşlik olduk Cizre'ye, Tunceli'ye
Barış olduk Kars'a, Ardahan'a
Palandöken'e, Allahuekber'e
Anadolu'nun yaylalarına
Tane tane serpildik
Serpildik ya serpilmesine
Gün oldu giydik çizmeleri ayağımıza
Altı ay, bir güz yürüdük
Nar çiçeği şafaklarda
Aç kurtlar saldırdı üzerimize
Bıyıklarımız buz tuttu
Ayaklarımız kangren oldu soğuktan
Kan kustu da ciğerlerimiz ayazdan
Yüreğimize sardık umudu
Biz üşüdük de Gülom
Umudu hiç üşütmedik
Gün oldu, dört duvar arasına sıkıştık
Sevgisiz aşksız
Günlerce beş parasız kaldık
Aylarca bir sıcak çorba
Görmedi boğazımız
Umuda sarıldık, yağmur suları içtik
Kurtlu, kutcuklu kuyulardan
Yılanlar sardı lojmanlarımızı
Yedi boğum akrepler soktu
Kalem tutan parmaklarımızı
Sevgiyi öyle zulalarda sakladık ki
Zehirleyemediler yüreğimizdeki sevgiyi
Gülom...!
Gün oldu korkunun körpe yürekleri
Esir aldığı gecelerde
Uzak dağ köylerine
Mum ışığıyla
Gaz lambasıyla girdik
İnsanlık ateşini, bilim aşkını
Umutsuz yüreklerde tutuşturduk
Asırlık kan davalarını
Mezhep kavgalarını
Matematik problemleri gibi
Birer birer bitirdik
Gün oldu lokman hekim olduk
Ölüm döşeğindeki hastalara
Dinmez acılarını sardık
Boynu bükük yetim çocuklara
Ana olduk, baba olduk
Sevgi dağıttık, umut dağıttık
Solgun yanaklarına
En güzel buselerimizi kondurduk
Göz yaşlarını kimseler görmesin diye
Yüreğimize akıttık
Biz kana kana ağladık da
Umudu hiç ağlatmadık
Gülom…!
Gün oldu ezan sesleriyle
Uyanan yaralı şafaklarda
Çığlık çığlığa andımızı okuttuk
Yoklama yaptık
Aldık beyaz tebeşiri elimize
Geçtik kara tahta başına
Sevginin resmini çizdik
Çaresizliği, yoksulluğu yeşile
Umudu gökyüzüne, denize boyadık
Barışı ve kardeşliği altın harflerle
Kara tahtaya, beyaz sözcüklerle
Nakış nakış işledik
Biz hedef olduk da
Hedef yapmadık barışı ve kardeşliği
Kahpe silahların kurşunlarına
Gülom…! gün oldu
Aldık kara kalemleri elimize
Kalem tutmasını, yazı yazmasını öğrettik
Açtık defter sayfalarını
Yaprak yaprak
Umudu soldurmayacağız…!
Barışı kurşunlatmayacağız…! diye
Satır satır yazdırdık
Çevirdik kitap sayfalarını
Sıraların üzerine koyduk
Savaşın ve ihanetin acılarını
İyi bilsinler diye
Sözcük sözcük ezberlettik
Kimseye karalatmadık
Barışın ve kardeşliğin adını
Biz bulaştık da
Savaşa bulaştırmadık çocuklarımızı
Gülom…! gün oldu
Mayınlar döşendi yolumuza
Pusular kuruldu
Delikanlı çağında umudumuza
Kurşun yağdı
Ateş yağdı üzerimizden
Dar ağacına çekildi
Gülden, çiçekten genç bedenlerimiz
Yetmiş yedi yerinden
Bir adım geri atmadık…bir adım
Doğru bildiğimiz yoldan
Yürüdük de savunmasız yürüdük
Umuda giden yolda
Gülom…! gün oldu
Silahlardan korkmasın diye
Geceleri gökyüzü
Yaylım ateşlerden çıkmış
Yaralı bir yemen türküsü çığırdık
Al bayrağı dalgalandırdık
Kara bulutların arasında
Al kızıl kanımız göndere bulaştı
Yüreğimiz vurulup düştü
Kanadı kırık bir kuş gibi
Ak pembe çiçeklere
Çiçekler kana bulandı da
Umudu kana bulamadık
Gülom…! gün oldu
Kalleşlik dost kılığına girdi de
İlaç için vurdu kapımıza
Bilemedik kalleşliği, puştluğu
Açtık ardına kadar kapımızı
Beynimize, yüreğimize kurşun sıkıldı
Ağıtlar yakıldı
Gül dalında bedenlerimize
Al bayraklara sarıldık
Kimselere küsmedik
Kimseleri düşman bellemedik
Kardeşliğimiz yaşasın diye
Ağlattık anamızı, bacımızı
Umudu hiç ağlatmadık
Eğitim Şehitleri Anısına
28-09-1996
Gebze
Yusuf Ziya Yılmaz
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
22/1/2008 · Kategori: vatan

Anadolu… Bozkır töresinin cân bulduğu, Şirin’in Ferhat’a yâr olduğu özgecan… Kızılırmak’ın Sakarya’yla söz kestiği, ağustosların zafer sıcaklarında poyrazların estiği; ümitsizliğin, şu fani dünya üzerinde sustuğu nâdide mekân… Senin âşığın olmayıp da neylesin deli gönül?
Anadolu… Yiğit dağların, nazlı yaylaların ve matemli ovaların, karşılık beklemeksizin besler bizleri… Tıpkı, kuzusuna meme veren kara koyun misâli… Seni anlatacak kalem, tarif edecek dil var mıdır aceb? Bozok yaylasında göçünü toplayan Türkmen oymağının telaşına, çeşme başında yavuklusuna türkü yakan Zeynep’in gözyaşına, senin uğruna sana düşüp, kan akıtan şehidin sahipsiz mezar taşına değersin be Anadolu!
Anadolu… Hâlâ nal sesleri duyulur Başbuğ Alparslan ordusunun; Ulubatlı Hasan’ın diktiği sancak hâlâ senin rüzgârınla sarhoş eser… Bilmezler… Bilmezler kıymetini, soydan yana nasip almamış hain kalıntıları! Ve bilmezler bir gece vakti, Gabar Dağlarında pusuya düşen Mehmetçiğin, anam diyerek, vatan diyerek kucakladığını kara toprağı…
Anadolu… Hey gidi asırlık çınarlar büyüten, bereketiyle milletimi türeten nazlı beşik! Mevlâna, Yunus Emre, Şeyh Edebâli, Hacı Bektaş, Hacı Bayram, Âhi Evran ve daha nicelerinin elinde, gönlünde yoğurulmuş coğrafya… Dile gelişinin ispatıdır, dağlarının heybeti… Sahipsiz köy yollarında, toza bulanmış çarıkların; gül mevsimine hasret çeken nefeslere karışan hıçkırıkların resmini çizersin her seher vakti ufka… Dilbâzı kesilir rüzgârlar, sana duyduğum sevdânın… Edirne’den Kars’a uzanırken için için… Ege’yle kan kardeşliğinden ötürü mutludur Van Gölü… Balbal taşlarının şehadetiyle kıyılmış bir nikahtır aramızdaki… Malazgirt’te taktığın gerdanlığın, Miryakefalon’da abideleştiğini yazan tarihler; senin Türk yâri olduğunu ilân ederken şereflenir…
Anadolu… Kanımla boyadığım dudaklarından dökülen türkülerle mest olurum ben! Kâh Kanal hatırasıdır özümü dağlayan, kâh Yemen… Nene Hatun’un ruhaniyetinin dolaştığı tabyalarda hırçınlaşan rüzgârın anlatmak istediği gibi… Bir sancak manzumesidir mazi dediğin… Ilgarı olduğum yaylalarında, Otlukbeli’nden, Çaldıran’dan kalma hatıraların izini sürerim, hilâlin kutsadığı gecelerde…
Anadolu… Anaların bağrına taş bastığı devirlerin tanığı değil misin? Ve dahi sen… Türküm diyerek atan her kalbin, gönül yanığı değil misin? Perçemlerin, Akdeniz akşamlarının rutubetli göklerine inerken, savurduğun zülüflerinle Marmara’da sevdâ yüklü nâmelere tutunursun… Sen… Irkımın, siyaha düşmekten korktuğu demlerde âtiye şavkını esirgemeyen ilâhi nursun!
Anadolu… Karacaoğlan’ın sazından yükselen ezgilerle yaslanan Torosların, Dadaloğlu ile yoldaş olmuş pınarların, Söğüt’ten fışkıran imparatorluğun müjdecisi çınarların kucaklayanısın… Bağrında düğümlenen yokluklara, sebat ile göğüs geren bu milletin saklayanısın… İsminle bir anılan vatan sevdâsını, ilhamlarıyla ölümsüz mısralara nakşeden şairlerin gözüyle seyrederim ben seni… Eğirdir Gölüne, ikindi güneşleri bir başka efsun katarken; Göktürklerin hatıraları ayaklanır dimağımda… Kür-Şad’ın ayak izi gibi salınan yıldızların altında, Tanrı Dağlarına selam durur tepeler… Ötüken hayalinin aynasıdır senin varlığın… Türk’e ait olmakla artar… Bilirim… Bahtiyârlığın!
Anadolu… Keykubad’ın, Kılıçarslan’ın bahadırlığıyla şan tadan toprakların cümle kapısı… Garbın bağrına hançer misâli sokulmuş yarımada… Sen Hak’kın hak edene nasip kıldığı ebediyet yapısı… Orta Asya’dan emanet bir gül gibi salınırsın gönüllerde… Senin göklerinde hürriyet yudumlayan kartalların asaletiyle kıvanç bulan mavilere dalıp da gittiğim sabahlarda, seni kucaklıyorum boylu boyunca… İlelebet benim oluşunla arşa değiyor gamlı başım…
Anadolu… Irmaklarıyla şen beldesin vesselam… Dağların bir alem… Ovaların başka bir alem… Ama ille de bozkırların… İşte yiğitliğin arz-ı endam eylediği yerler… Yiğidin harman olduğu diyarlara bozkır demişler… Halbuki yeşilden yana nasibi geniş coğrafyaların da hoş… Anadolu… Bütün tabiat, senin bağrında sevinçten sarhoş… İklimler, iklim olmanın şuuruna sende varmakta… Yağmurlar safi rahmeti, senin üzerinden geçerken bırakmakta… Kutsanmışlığının farkında gibi, hürmetle süzülmekte göçmen kuşlar her göç vakti… Beldelerin ulusu sensin Anadolu…
Analık vasfını tescil ettiğini bilen diğer kara parçaları nasıl da kıskanırlar seni… Herkesin vatanı kendine elbette güzel gelir amma… Sen hakikaten güzelsin be Anadolu! Yirmi dört saate üç iklimi sığdırabilen başka bir diyar var mı aceb şu fani dünyada? Ne gezer…
Bilirim Anadolu… Son üç yüz yılın, hep hırpalanmakla geçti… Kan ve gözyaşından mürekkep bir romana döndü dünler… Nelerini koparıp almadılar ki senden… Çakalların, etrafında semaha kalktığı, yaralı bir kurttan farkın mı kaldı? Lakin üzülme ey vatan! Sana kem gözle bakanların gözlerini oyacak kudreti taşırsın yine sinende… Sana bir yaş pasta nazarıyla bakanlara, hain emellerine ulaştığını sanan kalleşlerle bir olup sözde zafer(?) şarkıları yakanlara atacak daha çok tokadımız var…
Mavi gözlü devin izinden yürüyenlere emanetsin sen… Oğuz soyu yere düşürmez şerefini… Sen şerefsin şüphesiz… Korkma Anadolu… Üzerine geçirilmeye çalışılan siyah tülü yırtıp atacak kurt pençeleri, tarihin yazıcısı olan zamanın rahminde bilenmektedir…
Senin süsün olmuş ayyıldızım… Sen… Anadolu… Canım… Cancağızım… İlelebet Türk’ünsün… Türksün! Sana yan gözle bakmaya çalışanlar bırak bu densizliklerinin nihayetinde, başına geleceklerden ürksün…
Anadolu… Aşkın anavatanı… Sevdamız bir seninle… Bak… Aşıkların sana serenada çıkmış bu gece… Kulak ver… Sevildiğini birde benden dinle!
………/………
Dağlarınla, taşlarınla; Gökte uçan kuşlarınla… Baharınla kışlarınla, Sen benimsin Anadolu…
Coşkun akan nehirlerle, Tarih kokan şehirlerle… Gülümseyen tehirlerle, Gelenimsin Anadolu…
Dertli sazı çaldığımda, Bir başına kaldığımda… Hayallere daldığımda, Bilenimsin Anadolu…
Aşıkların yurdusun sen, Kıtaların merdisin sen… Hüzünlerin ardısın sen, Şölenimsin Anadolu…
Düşse n’olur gam özüme, Ümit sensin her sözüme… Bakmaz iken el yüzüme, Gülenimsin Anadolu…
………/………
Anadolu… Seni yazmaya yetmeyen lisanım ve kalemim için bağışla beni… Sen anlatılmaz; ancak yaşanırsın… Ne vakit anlatmaya yeltensem seni, gözlerimden yaş olup boşanırsın… | |
| |
(alıntı,saygılarımla...)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
10/1/2008 · Kategori: vatan

Ey göklerdeki
Ay yıldızlım allı Hilâlim !!
Ana sütüm gibi helâlim
Şeref’im namusum ar’ım
Şerefli Şanlı Bayrağım
Müsterih ol sen yeter ki ...
Ay yıldızlım allı Hilâlim !
Ben mesudum açta yatsam
Hilâlinin gölgesinde
Yıldızının şavk’ında
Olmayanlar olsun artık farkında
Ezemezler ezilmedik de
Yedi düvelin çarkında ..
Varsın kussunlar kefereler kinini
Biz unutmadık onlarda unutmasın dününü
Boğulmadık boğulmayız keferenin ark’nda
Müsterih ol sen yeter ki
Ayyıldızlım allı Hilâlim !
Hamd olsun düşürmedi yere ecdâdım
Düşürmedim düşürmeyecek de evlâdım
Ben var oldukça sen
Sen var oldukça ben varım ...
Günü geldiğinde hepisi Asker
Koca bir Ulus,büyük bir Millet
Uğrunda yolunda top yekûn nefer
Başkası yok bunun mutlaka zafer
Zaten utkusudur Milletimin
Ecdadımda ya Gâzidir ya Şehît
Müsterih ol sen yeter ki
Ay Yıldızlım allı Hilâlim !
Ana sütüm gibi helâlim
Şeref’im Namusum Ar’ım
Şerefli Şanlı Bayrağım!!!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
17/12/2007 · Kategori: vatan

Eyvah Oğul !!!
Eyvah oğul...Öpmeye doymadığım, hayırsızım
Sevmeye kıymadığım, yürek sızım
Şimdi omuzlarında Melekler Ağlasın...
Feryadımı Duyan Analar Ağlasın;
Dağ Gibi Aslanımı Elde Bıraktım..
Eyvahıma yıkılan umutlarıma
oğluma Almadığım Gelinler yaslı...
Eyvah oğul Öpmeye doymadığım,hayırsızım
Sevmeye kıymadığım, yürek sızım
Şimdi omuzlarında Melekler Ağlasın
Feryadımı Duyan Analar Ağlasın
Dağ Gibi Aslanımı Elde Bıraktım
Eyvahıma yıkılan umutlarıma
oğluma Almadığım Gelinler yaslı
Eyvah oğul Öpmeye doymadığım,hayırsızım
Sevmeye kıymadığım, yürek sızım
Şimdi omuzlarında Melekler Ağlasın .....
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
18/3/2007 · Kategori: vatan

Nice öğrenci Çanakkale Savaşı sırasında gönüllü olarak cepheye gitmek için üniversitelerdeki eğitimlerini yarım bırakıyordu.Şefika ile Semih bu öğrencilerden sadece ikisiydi.Üniversitesinin güzel sanatlar akademisin resim bölümü öğrencileriydiler.Okulun daha ilk günü tanışmışlar,birbirlerine ilgi duymaya başlamışlardı.ve zaman içinde ikisi de birbirlerini sevmeye başlamışlardı.Bir gün Semih Şefika'ya açılmış,kurmak istediği güzel yuvanın hayallerinden Şefika'ya bahsetmişti.O da seviyordu.Ders kitaplarının arasına bırakılan mektuplar,bu duygu selinin sonsuz bir muhabbete dönüşebileceğini gösteriyordu.Son sınıfa geçince nişanlanmışlar,yaza doğru da evlenme kararı almışlardı..fakat savaş çıkııp,vatan söz konusu olunca ayrılık kaçınılmazdı...
Bir hayal,yaşanılacak bir yuva kurulacaksa,bu istiklal içinde yaşayan bir vatanda olmalıydı.Semih,okulunu erteleyip cepheye gitmiş,Şefika ise okuldan kalan zamanlarında gönüllü olarak hastahanede çalışmaya başlamıştı.Yaralıların acılarını paylaşarak,kendi ayrılık acısının dindirmeye çalışıyordu.Her fırsat bulduğu anda Semih'ten gelen mektupları defalarca okur,okunan mektupların ardından yaralılara daha bir şefkatli bakardı.bir gün yeni gelen mektupta şu satırlar yazıyordu...
"Güzel nişanlım,Şefikacığım,seni ne kadar muhabbetle sevdiğimi biliyorsun.Ancak bilmeni isterim ki;şimdi bu mübarek vatanımızı senden daha çok seviyorum.Zaten vatanımı ölesiye çok sevmiş olmam seni çok sevmiş olduğumu göstermezmi?Eğer şehit olursam;Çanakkale gazisi bir zabitle evlenerek insanlığın sana yüklediği güzel görevi yerine getirmeye çalış...Yalnız senden bir ricam var,Kanlısırt'ta açılacak damarlarımdan sıcak bir damla kan kalbinin en samimi köşesinde sonsuza kadar asılı kalsın!Elveda!Ey ruhumun çocukluk sevdası!Ölünceye kadar senin Semih'in..."
bu gelen Semih'in son mektubu olmuştu.
Hastanede acı dolu günler Semih'ten haber bekleyerek geçiyordu.GÜnlerden bir gün Garnizon Komutanı hastaneye ziyarete gelmişti.Komutan herkesle tek tek ilgilendikten sonra yaralı bir subayın yanına yaklaştı ve alnından öperek,"BİNBAŞILIĞINIZI MÜJDELER VE TEBRİK EDERİM CELADET BEY!""Teşekkür ederim komutanım,evet,bugün bana şan ve şeref var.Ama ne olurdu.ben de üniversiteli Teğmen Semih gibi şehit olsaydım..."
Şefika Semih'in ismini duyunca ağlamaya başladı.Bu yaralı gazinin Semih'in komutanı olduğunu anlamıştı,hıçkırıklara boğulmuş ağlarken,Garnizon komutanının sesiyle irkildi.Komutan Celadet Bey'şn annesine telgraf çekilmesini ve acele getirtilmesini istiyordu.
Akşama doğru annesi geldi.Kadıncağızın haykırışları heryerden duyuluyordu."Guzum,Elhamdülillah sen sağ sağlim buldum" diye kucaklarken,üzerindeki örtüyü kaldırmasıyla birlikte yere düşmesi bir oldu.Oğlunun vücudu kütükte doğranan et misali doğranmıştı.Artık Celadet Bey'in anası ruhunu Allah'a tesli etmişti.Celadet Bey hissettiklerini istemeden ifade etmişti;"Ya Rabbi!!!! mademki beni yaşattın,bari şu acınacak halimdeyken tek dayanağımı elimden almasaydın..Büyüklüğünden ne eksilirdi?Ne kadar ihtiyacım vardı anama,şimdi kim silecek gözyaşlarımı??kimsesizliğim,ızdırabım,şikayetim sanadır ALLAH'ım"
Komutan o sırada "Bak oğlum,seni gözetip kollayacak,vatanına yaptığın hizmetleri sana kadınlık yaparak şükran borcunu ödeyecek binlerce Türk kızı var,emin ol!"dedi.
"Anlıyorum efendim ama vucudu kütüğe dönmüş birini kimse istemez "
Tüm cesaretini ve metanetini toplayan Şefika,Celadet Beyin baş ucuna giderek"Yanılıyorsunuz,Celadet bey,hem bir şehidin,Semih'imin vasiyetini yerine getirmek,hemde sizin gibi şanlı bir Türk gazisinin hizmetinde bulunmuş olmanın vereceği şerefle yaşamak istiyorum.Bu şereften beni mahrum etmeyiniz"Celadet bey başını çevirdiğinde Şefikanın yüzünü gördü.Komutan;"Berhudar ol kızım bu vatanın ekmeği sana helal olsun"
Celadet beyin yüzünde tatlı bir tebessüm oluşurken,"Ey Rabbim!Anamı alıp şimdi bana bu meleğimi yolladın?sevgili kardeşim,arkadaşım,yoldaşım Semih'ten bana intikal eden bir şefkat meleği olmalısınız"
Şefika;"Celadet bey biliniz ki;Çanakkale savaşlarında kalbime sıçrayan BİR DAMLA KAN size karşı taşıyacağım şefkatli ve hürmetkar muhabbetimin üstünde sonsuza kadar asılı kalacaktır."
Hışkırıklarını tutamayan Celadet bey
"Evet,o fedakar Semih'in mübarek kanıdır.Onun yanına şu feci halimden dökülen bir damla gözyaşı hediye olsun!"
Hastane odası bambaşka bir havaya bürünmüştü...komutanı,askeri,yaralısı,yarasızı herkes ağlıyordu...
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!